“Değerlerle Yükselen Güçlü Aile ve Bilinçli Gelecek” Konulu Konferans Serimiz Tamamlandı
İçişleri Bakanlığı ile Gönül Dağı Derneği ortaklığında yürütülen “Taştan Kalelerden Yaşayan Hanelere” projesi kapsamında; Çumra, Akören, Altınekin ve Cihanbeyli ilçelerimizde lise öğrencileriyle bir araya gelerek “Değerlerle Yükselen Güçlü Aile ve Bilinçli Gelecek” başlıklı bir dizi konferans gerçekleştirdim.
Gençlerle buluşmalarımızda modern dünyanın karşı karşıya kaldığı sürdürülebilirlik krizlerini, kadim medeniyet değerlerimiz ışığında ele alıp teknolojiyi ahlak ve sorumluluk bilinciyle harmanlamanın önemini tartıştık.
İktisadî Ezberler ve Kadim Çözüm Önerisi
Konuşmalarımda öncelikle modern iktisat ve hukuk teorilerinin tıkandığı noktalara değindim. 1987 Brundtland Raporu ile literatürümüze giren güncel “sürdürülebilirlik” tartışmalarının arka planında, insanın tabiata karşı takındığı tahakkümcü ve “efendi” tavrın yattığına dikkat çektim.
Modern iktisadın “İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklar kıttır” kabulünün adeta bir çatışma zemini doğurduğunu; buna karşılık medeniyet havzamızın “İhtiyaçlar sınırlı, nimetler ise sonsuzdur” anlayışının krizlere hakiki ve sürdürülebilir bir alternatif sunduğunu paylaştım.
Soğuk Hukuk Metinleri ve Yuvanın Sıcaklığı
Gelişmiş ülkelerde çözülen aile yapısına işaret ederek Japonya ve İngiltere’deki “Yalnızlık Bakanlıkları” ile “Kiralık Aile” gibi çarpıcı uygulamalar üzerinden uyarılarda bulundum. Ailenin yalnızca ekonomik bir birliktelik değil; bir ibadet ve emanet merkezi olduğunu vurgulayarak şu hususun altını çizdim:
“Batı’nın soğuk hukuk metinleri bir evi sıcak tutmaya yetmiyor. Gerçek sürdürülebilirlik; yalnızca fabrika bacalarından çıkan dumanı filtrelemek değil, insanı modern çağın yalnızlık girdabından çekip alarak onu güçlü bir ailenin kıymetli bir parçası kılabilmektir.”
Veriler Işığında Çevre Ahlakı ve Geleceğin Teknolojisi
Özellikle fen lisesi öğrencilerimizin analitik yaklaşımlarına hitap eden verilerle; ülkemizdeki gıda israfından evlerde bekleme modunda tüketilen elektriğin boyutlarına kadar somut örneklere yer verdim. Gerçek çevreciliğin slogandan öte bir hayat tarzı olması gerektiğini; Hz. Peygamber’in “Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz” nebevî tavsiyesinin netice odaklı değil, ahlakî bir duruş çağrısı olduğunu belirttim.
Geleceğin bilim insanları ve mühendisleri olacak gençlere, sadece güçlü işlemciler ya da algoritmalar tasarlamanın kâfi gelmeyeceğini; geliştirecekleri teknolojiyi mutlaka merhamet ve emanet bilinciyle kodlamaları gerektiğini ifade ettim.
Programlarımız, öğrencilerden gelen ufuk açıcı soruların cevaplandırılması ve hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi. Gençlerimizin ilgisi ve samimi enerjisi, geleceğe dair umutlarımızı bir kez daha pekiştirdi.






